İzmir Kitap Fuarı (16-24 Nisan 2016)

kitap
İzmir Kitap Fuarı

Kitapseverlerin yakından takip ettiği İzmir Kitap Fuarı her yıl olduğu gibi bu yıl da nisan ayında ziyaretçilerine kapılarını açtı. Bir çok yayın evinin eşsiz eserlerine kolayca ulaşabileceğiniz İzmir Kitap Fuarı; Uluslararası İzmir Fuar Alanı (Kültürpark) Salon 1A / 1B - Salon 2 ve Salon 3'te sizleri bekliyor. 

Etkinlik Programında dikkat çeken başlıkları sizin için derledik.

18 Nisan 2016 - 18.30-19.30
Söyleşi: “Süryani Edebiyatının Dünü ve Bugünü”
Konuşmacılar: Horepiskopos Gabriel Akyüz, Ü.Yaşar Işıkhan
Düzenleyen: Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği
Yer: Konferans Salonu I

18 Nisan 2016 - 18.15-19.15
Panel: “Ahmet Ada’yı 50. Sanat Yılında Anıyoruz”
Yöneten: Aydan Ay
Konuşmacılar: Nazmi Bayrı, Mecit Ünal, Seyyit Nezir
Düzenleyen: Cemal Süreya Kültür Sanat DerneğiYer: Konferans Salonu III

19 Nisan 2016 - 18.15-19.15
Söyleşi: “Gönül Çatalcalı Öyküleri”
Konuşmacılar: Gönül Çatalcalı, Hidayet Karakuş, Düriye Ayyıldız
Düzenleyen: Tekin YayıneviYer: Konferans Salonu I

19 Nisan 2016 - 18.15 -19.15
Söyleşi: “Kod Adı CazKedisi”
Görsel Sunum: Mutlu Polat
Konuşmacılar: Devrim Dikkaya, Hülya Deniz Ünal, Halim Yazıcı, Senem Diyici
Düzenleyen: CazKedisiYer: Konferans Salonu III

20 Nisan 2016 - 18.15-19.15Söyleşi: “İzmir’de Yeni Bir Edebiyat Dili: Aykırı Kuş”
Konuşmacı: Aydın Şimşek, Pınar Üretmen, Figen Uğur Dölek, Zeynep Cider Karabağ, Sülbiye Yldırım, Hasibe Geyik, Efe Elmastaş, Emrah Sağlam
Düzenleyen: Kanguru YayınlarıYer: Konferans Salonu III

Belgesel : Kommagene Uygarlığı

Tarihi kalıntılar bakımından zengin bir coğrafyaya sahip Türkiye'nin, güneydoğusunda yer alan Nemrut Dağı. Birbirinden eşsiz heykel kalıntıları ve hikayesiyle ziyaretçilerini adeta iki bin yıl öncesine götürüyor. 




Biyografi : Lev Nikolayeviç Tolstoy

tolstoy
Lev Nikolayeviç Tolstoy - 1908
9 Eylül 1828 tarihinde Yasnaya - Polyana'da zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Lev Nikolayeviç Tolstoy, küçük yaşlarda anne ve babasını kaybetti. Yakınlarının yanında büyümek zorunda kaldı. Öğrenimi için Moskova'ya giderken hayallerinde tüm dünya tarafından tanınmak var mıydı? İnsan bu soruyu kendisine soramadan edemiyor. Çalışkan ve zeki bir öğrenciydi, Voltaire ve J.J Rouseau'yu okuyup bu iki yazarın kuvvetli etkisinde kaldı. Öğrenimini tamamladıktan sonra, Yasnaya - Polyana'ya geri dönerek yoksul köylülerin arasına katıldı. İlk eseri Çocukluk'tur.

Bir süre sonra orduya girerek Kafkasya'ya gitti. Kafkasya halkının yoksulluk dolu yaşantısını ele aldığı izlenimlerle ilk gerçekçi hikayelerini orada yazmaya başladı. 1845'te Kırım Savaşı'na subay olarak katıldı. Bir kısım eserlerini oldukça sakin geçirdiği o yıllarda yazma fırsatı buldu. Yine de içinde aradığını bulamayan bir ruh çalkalanıyordu. Batı Avrupa ülkelerinde uzun bir gezintiye çıkarak Almanya, Fransa ve İsviçre'yi dolaştı. Yurduna döndüğünde yine Yasnaya - Polyana'ya yerleşerek köyünde bir okul kurdu. 

1862'de Sophie Behrs ile dünya evine girdi. Bu evlilik onun düzenli hayat özlemine son verirken beraberinde on iki tane de çocuk getirdi. Bu çocuklardan beşi hayatını kaybetti. Eserlerinin en güçlü olanları Savaş ve Barış ve Anna Karenina'yı bu sıralarda yazdı. Eşi eserlerini yazmasında en büyük yardımcısıydı, hatta Savaş ve Barış'ın düzeltmelerini on iki kez yapıp yazmıştır. Rus köylüsünün yoksul ve perişan durumu onu çok üzüyordu. Bütün servetini köylülere dağıtıp her haliyle onlar gibi hayatını sürdürmeye başladı. Onlar gibi giyiniyor, giydiği her elbiseyi kendisi dikiyordu. 

Kruetzer Sonat, Efendi ile Uşak, Karanlıkların Gücü, İman nedir?, İnciler, Kilise ve Devlet, İtiraflarım hep bu yılların ürünleridir.

Gerçekçi edebiyatın en büyük temsilcilerinden olduğu kadar, bir filozof ve eğitimci olarak da ün kazanmıştı. Diğer eserleri Diriliş, Gençliğim, Çocukluk, Hacı Murat (Roman), Ayaklanış, Sergey Baba, Tanrı Bizim İçimizdedir, Kazaklar, Tesadüf, İki Süvari gibi eserleri vardır.

Tolstoy hayatının büyük bir kısmında sıkıntılar yaşamasına rağmen yazmaktan hiç vazgeçmemiştir. Hayatının son yıllarında bulunduğu ortamı bırakarak yollara düşmüş, küçük bir kasaba istasyonunda, 20 Kasım 1910 tarihinde 82 yaşında hayata gözlerini yumduğu zaman arkasında sayısız eser bırakmıştır. 


Kaynakça
- Wikipedia

İzmir Kukla Günleri

kukla
İzmir Kukla Günleri 3 Mart - 9 Nisan 2016
Film Gösterimi, sergiler, sempozyum, kukla yapım atölyerinde hayat bulan kuklalar, "öykümü kuklalarla anlatıyorum" gibi projelerle İzmir Kukla Günleri bir kez daha... 32 ülkeden 59 tiyatro topluluğu, 3 Mart - 9 Nisan 2016 tarihleri arasında bir çok kültür merkezinde.

Biletler; organizasyon internet sitesinde, Konak Atatürk Kültür Merkezi'nde, Balçova ve Çiğli Kipa Alışveriş Merkezi'nde, etkinlik günü etkinliğin gerçekleşeceği salonda yer bulunması halinde etkinlik saatinden bir saat önce salon girişinde bilet satışı yapılmaktadır.

Yeniden Sinematik - Sporcunun Hayatı


sporting
The Sporting Life

Sinema severlere buram buram nostaljiyi yaşatacak "Yeniden Sinematik" başlıklı etkinlik İzmir Sanat'ta gerçekleşiyor. 23 Mart 2016 saat 20:00'de ücretsiz olarak seyirciyle buluşacak Sporcunun Hayatı'nı tavsiye ederim. İzlemiş olanlar için nostalji, izlememiş olanlar için mükemmel bir deneyim olacağı kuşkusuz.

Filmin konusu şöyle;
Kuzey İngiltere’de maden işçisi olarak çalışan Frank Machin güçlü yapısı ve "vahşi" karakteriyle rugby sporunun zirvesine çıkmaya adaydır. Kocasını iş kazasında kaybetmiş dul ve iki çocuklu ev sahibesi Margaret Hammond’a karşı hisler beslemekte ve hatta onunla ilgili evlilik planları yapmaktadır. Ancak Margaret, Frank ile arasındaki mesafeyi korumaya kararlıdır. İngiliz gerçekçi sinemasının en iyi örneklerinden biri olan film Richard Harris’e Cannes Festivali’nde en iyi oyuncu ödülünü kazandırmıştır.

Görmek - Tiyatro Oyunu



gormek
Görmek - Tiyatro Oyunu

İsmet İnönü Sanat Merkezi, 09 Mayıs 2015 saat 20:00'de güzel bir tiyatro oyununa ev sahipliği yapacak. Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu'nun tertiplediği tiyatro oyununun konusu ise şöyle;

"Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir şehrinde halk bir gün `demokratik hakkını` kullanarak, demokrasi oyununa katılmazsa, iktidar ne yapar"

Tiyatro severlere kapılarını ücretsiz olarak açacağını da belirtmekte fayda var.

Yilmaz Özbek - Kaligrafi Sergisi



yilmaz_ozbek_kaligrafi
Yılmaz ÖZBEK - Kaligrafi Sergisi

Çağdaş hat sanatçısı Yılmaz ÖZBEK adına düzenlenen kaligrafi sergisine İzmir Sanat ev sahipliği yapıyor. Birbirinden değerli kaligrafi çalışmalarının boy göstereceği sergi 04 Mayıs 2015 Pazartesi saat 18:00'de kapılarını ziyaretçilerine açıyor. 22 Mayıs 2015'e kadar sürecek sergiye tüm sanat severler davetlidir.


Yılmaz ÖZBEK Kimdir?

1960 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yazı ve Cilt Bölümü'nden mezun olan ÖZBEK, Emin Barın atölyesinde kaligrafi konusunda uzmanlaşmıştır. 1987 yılına değin bir çok kentte sergiler açar.Ülkemizin bir çok ünlü şairinin şiirini tabloya dökmüş, Ahmet Muhip Dranas'ın "Fahriye Abla" şiirinin tablosuna her gören sahip olmak istemiş. Dizeleri ölümsüzleştiren sanatçı olarak anılan Özbek, 1987 yılında 51 yaşında yaşama veda etmiş.


Gabriel García Márquez'i sonsuzluğa uğurladık.

Gabriel García Márquez
Gabriel García Márquez

Gabriel García Márquez ailesinden yapılan açıklamaya göre, Meksika'daki evinde hayatını kaybetti. Nobel ödüllü 87 yaşındaki edebiyatçı bir süredir akciğer ve idrar yolları enfeksiyonu nedeniyle tedavi görüyordu. 

Yüz Yıllık Yalnızlık
Yüz Yıllık Yalnızlık 
Gabriel García Márquez, on beşten fazla beğenilen kitabı olan, nobel ödüllü "Büyülü Gerçeklik Ustası", en çok okunanlardan biri ve eleştirmenlerce beğenilip dünyadaki çağdaş yazarlarca alkışlanan Kolombiyalı yazar. En iyi bilinen eseri "One Hundred Years of Solitude" yani, Yüz Yıllık Yalnızlık

Bu eserin ünü ve kritik başarısı neredeyse tek başına yazarın uluslararası saygınlığını büyütmüştür. Yüz Yıllık Yalnızlık yayınlandığı zaman önce Latin Amerika, sonra da tüm dünyada bu eserin etkisi bir çok yankı bulmuştu. Eleştirmenler Gabriel García Márquez'in  "Patriarch'te Sonbahar"ı hakkında övgü dolu sözlerle bahsetmişlerdir.






Gabriel García Márquez 6 Mart 1927 yılında Kolombiya'nın küçük ve tozlu tropikal kenti, Aracataca'da dünyaya geldi. Çocukluğunun büyük bir bölümünü annesinin ailesiyle geçirdi. Teyzelerinin hikayelerini dinlemek en büyük zevkleri arasındaydı. Sonraları büyülü ve terk edilmiş Macondo şehrine göçtü. 

Aracataca
Aracataca

Çalışma Hukuku okumak için Botgota'daki Ulusal Üniversite'ye yazıldı. Franz Kafka'nın romanı, (The Metamorphosis) Metamorfoz'u okumasının yazar olmasında önemli bir etkisi oldu. Paris'te verdiği bir dergi röportajında Gregor Samsa'nın ilk satırlarda bir hamam böceğine dönüşmesi hakkında "beni benden çaldı, yatakta öylece kala kaldım, okuduğum zaman kimsenin bana böyle şeyler yazma hakkı verdiğini bilmiyordum.  Eğer bilseydim daha önceden yazmaya başlardım." ifadelerine yer vererek Franz Kafka'ya duyduğu derin saygıyı adeta ölümsüzleştirdi. 

Universidad Nacional
Universidad Nacional (Ulusal Üniversite)

Yazarın Tüm Eserleri

Türkçeye Çevrilmiş Eserleri :
Şer Saati ,1962 (La mala hora)
Yüzyıllık Yalnızlık ,1967 (Cien años de soledad)
Latin Amerika'nın Yalnızlığı ,1982
Marquez'le Konuşmalar Plinio Apuleyo Mendoza ile birlikte,1982 (El olor de la guayaba. Conversaciones con Plinio Apuleyo Mendoza)
Sevgiden Öte Sürekli Ölüm ,1970 (Muerte constante mas alla del amor )
Mavi Köpeğin Gözleri ,1973 (Ojos de perro azul)
Başkan Babamızın Sonbaharı ,1975 (El Otoño del patriarca)
Yaprak Fırtınası ,1955 (La hojarasca)
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok ,1961 (El coronel no tiene quien le escriba)
Hanım Ana'nın Cenaze Töreni ,1962 (Los funerales de la Mamá Grande)
İyi Kalpli Erendira ile İnsafsız Büyükannesinin İnanılmaz ve Acıklı Öyküsü ,1978 (La increíble y triste historia de la cándida Eréndira y de su abuela desalmada)
Kırmızı Pazartesi ,1981 (Cronica De Una Muerte Anunciada)
Kolera Günlerinde Aşk ,1985 (El amor en los tiempos del cólera)
Labirentindeki General ,1989 (El general en su laberinto)
On İki Gezici Öykü ,1992 (Doce cuentos peregrinos)
Aşk ve Öbür Cinler ,1994 (Del amor y otros demonios)
Benim Hüzünlü Orospularım ,2004 (Memoria de mis putas tristes)
Bir Kayıp Denizci ,1970 (Relato de un náufrago)

Anlatmak İçin Yaşamak ,2002 (Vivir para Contarla)
Şili'de Gizlice (Miguel Littin'in Serüveni) ,1986 (La aventura de Miguel Littín clandestino en Chile)
Bir Kaçırılma Öyküsü ,1996 (Noticia de un secuestro)


Diğer Eserleri :

Cuando era feliz e indocumentado, 1973.
Chile, el golpe y los gringos, 1974.
Textos costeños, 1981.
Kızıl Oidipus, senaryo 1996
Erendira, senaryo
Un día después del sábado, 1955
Monólogo de Isabel viendo llover en Macondo, 1968.
Ojos de perro azul, 1974.
El otoño del patriarca, 1975.
El secuestro, 1982.
Viva Sandino, 1982.
El olor de la guayaba, 1982.
El asalto: el operativo con el que el FSLN se lanzó al mundo, 1983.
Erendira, 1983.
Todos los cuentos (1947-1972), 1976.

Kaynakça 
*Cultural and Historical Contexts - Amy Sickels
*Vikipedi

Kaplumbağa ve yol - Basit Sözler fotoğraf


kaplumbaga
Kaplumbağa ve Yol


Objektifimize Manisa - Kula bölgesindeki seyahatimiz sırasında takılıyor. Belki gidecek çok yolu vardı ama bir kaç dakikalığına da olsa bize poz vermekten geri durmadı.

Çini Sanatı Mercek Altında




karahanlidevleti
Karahanlı Devleti
Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan, bir yüzü sırlı, geleneksel motiflerle bezeli, pişmiş levha anlamına gelen sanat türü. Ayrıca sırlı ve süslü, pişmiş balçıktan yapılmış olduğu da belirtilir. Çini sanatına ilk olarak M.S. 940 - 1040 yılları arasında Karahanlı Devleti'nde rastlıyoruz. "İlekhan Krallığı" olarak bilinen bu devlette bir çok mecrada kaplama ve süsleme amacıyla çini sanatı icra edilmiş. Mabetlerinde de bu sanatı kullanarak çini sanatına verdikleri önem fark ediliyor.


Büyük Selçuklu ve Osmanlı Devletini incelediğimiz zaman çini sanatından motiflere rastlamak mümkün. Hoşgörü kenti Konya'da Hasbey Darülhıffazı'nın mihrabı ve kubbeye geçiş bölgesindeki mozaik çiniler Büyük Selçuklu Devletinden esinlenerek yapılmışlar. Osmanlı Devletinde 'mozik çini tekniği' yerine, renkli sır adı verilen tekniğe daha çok başvurulmuş. Osmanlılar çok renkli sır tekniği ile döneminin en güzel motiflerini ortaya çıkarmış. Karaman'daki İbrahim Bey İmareti'ndeki çinili mihrap onca yıl sonra koruma altına alınmak amacıyla 1907 yılında yerinden sökülerek Çinili Köşk'e götürülmüş. Mihrabın çevresi Besmele ve Ayet-el Kürsi'yi mozaik tekniği ile donatılmış. 

Osmanlıların çini sanatına ne kadar önem verdiğinin bir diğer göstergesi ise Bursa Yeşil Camii'dir. 1422 yılında külliye üzerine yapılan çini süslemeleri günümüze kadar hayatta kalmayı başarmış. Bu eser Osmanlı Devletinin ilk döneminde ortaya çıkmış. Renkli sır tekniği ile yapılan camide desenin konturları kırmızı hamur üzerine derin kazılarak ya da baskı ile basılarak işlenmiş. Sonra renkli sırlarla boyanarak fırınlanmış. Bir başka şeklinde ise kırmızı hamurlu levha, beyaz bir astarla astarlandıktan sonra desenin konturları krom, mangan karışımı şekerli bir madde ile çizilmiş. Sonra renkli sırlarla boyanarak fırınlanmış. Fırınlanma sonucunda eriyen renkli sırların, kabaran konturlar sayesinde birbiri içine akması önlenmiş. İlk Bursa çinileri ince bir kaolen tabakayla kaplanmış. Bunun sebebi ise kullanılan toprağın iyi çini yapmak için gerekli vasıflara sahip olması imiş. Sonradan bölmeli çiniler yapılmış. Bu metoda göre, çini plaklar üstüne bir cila ile çizgi ya da işaretler çizilip önceden pişiliyormuş. Pişirmeden sonra da renkle doldurulup tekrar pişirme işlemine tabi tutuluyormuş.

bursa_yesil_cami
Bursa Yeşil Cami
Ali Bin Ilyas Ali; beyaz, sarı, fıstık yeşili ve eflatun renkleri ile birlikte uzak doğu kökenli desenlerin çini sanatına katılmasında büyük rol oynamış. Timur tarafından Semerkant'a gönderilen ünlü çini ustası, orada öğrendiği teknik ve üslubu Bursa'da oluşturduğu sanat eserlerinde kullanmış. Bursa Yeşil Türbe'nin mihrabındaki iki şamdan arasından çiçeklerin fışkırdığı vazo ve tepede asılı olan kandil kompozisyonu, değişmekte olan süsleme üslubunu gözler önüne seriyor. Çelebi Sultan Mehmed'in tümüyle renkli sır tekniğindeki çinilerle kaplı lahdi ise, çinili lahitlerin en görkemlilerinden biridir.

cini_sanati_ornek
Edirne Muradiye Camii
Osmanlı Devletinde çini sanatının gelişiminin sergilendiği bir diğer eser Edirne Muradiye Camii'dir. Caminin mihrabı saydam renksiz sır altına, mavi-beyaz teknikli çinilerin renkli sır tekniğiyle birlikte kullanımıyla oluşan bir aşamadan ibarettir. Mihrap içindeki düğümlü şeritlerle çevrelenmiş zengin rumili kıvrımlarda dönemin tezhip ve kalem işi süslemeleri ile bütünleşen bir üslup birliği izlenimi bırakmış. Birçok uzak doğu kökenli çeşitli bitkisel süsleme ile camideki kompozisyonlara zenginlik katmış. Sır altına mavi-beyaz süslemeli altıgen çini levhalar, aralarına yerleştirilmiş olan üçgen biçiminde firuze renkli çini levhalarla birleşerek duvarları kaplamış. Edirne Üç Şerefeli Camii'nde ise iki çini kalınlıktaki levhalarda şeffaf sır altına uygulanmış mavi-beyaza firuze ve eflatunun da katıldığı görülüyor. Bu süslemenin ana desenlerini küçük çiçekler, lehezonlar yapan kıvrık dallar ve yazılı kitabeler oluşturuyor.

Yavuz Sultan Selim Camii ve Türbesi'nin çinileri de renkli sıra boyama tekniğinde yapılmıştır. Sırsız bırakılan bol alanların fırınlandıktan sonra kırmızı boya ile boyanarak renklendirildiği anlaşılıyor. Şehzade Mehmed Türbesi'ndeki çini süslemeler ise sütunlar, başlık ve kaidesini içeren mimari formlar görülüyor. Sütunların taşıdığı bir revak fikri tasvir edilmiş. Bu eserler renkli sır tekniğinin mimari ile bağdaşan en yaygın kullanımına birer örnektir.

Bunca eser, örnek ve yapıt bir kenara dursun; on altıncı yüzyıldan itibaren tüm teknikler rafa kaldırılmış. Çünkü 'sıratlı' diye adlandırılan yeni ve cazip bir teknik kullanılmaya başlanmış. Bu teknikte çini levhalara bir astar çekildikten sonra istenen örnek dış çizgileri ile çizilip içleri arzulanan renklere boyanmış. Hazırlanan çini levha, sır içine daldırılıp kurutulduktan sonra fırına verilmiş. Fırında ince bir cam tabakası halini alan saydam sırın altında tüm renkler parlak bir biçimde ortaya çıkmış. Bu dönemde ayrıca renklere ancak yarım yüzyıl kadar sürecek olan orjinal bir mercan kırmızısı da katılmış. Çok kaliteli bir teknik ve zarif bir desen anlayışı ile yapılmış olan çinilerde artık doğal bir anlayışla oluşturulmuş lale, sümbül, karanfil, gül ve gül goncası, süsen ve nergis gibi çeşitli çiçek türleri, üzüm salkımları, bahar açmış ağaçları eserlerin büyük çoğunluğunda kullanılmış. Ayrıca, hançer biçiminde kıvrılmış sivri dişli yapraklar ve bunların arasında çeşitli duruşlarda kuş figürleri, kimi zaman dabazı efsane hayvanları yer alıyor. Bu zenginleşmede, Osmanlı sarayına bağlı nakkaşların yaratıcı gücü etken olmuş. Özellikle şahkulu ve Karamemi gibi nakkaşbaşıların idaresinde çalışmış olan nakkaşlar, çini ustaları için çeşitli desenler yaratmışlar. Bu dönemde çeşitli sanat yapıtlarıyla birlikte çini sanatında da bir üslup bütünlüğü sağlamış.

Kırmızı rengin ilk kez kullanıldığı, bahar açmış dallar ve diplerden fışkıran lale, karanfil gibi doğal çiçeklerin yer aldığı çiniler ise ilk olarak İstanbul Süleymaniye Camii'nin mihrap duvarında oluşturulmuş. Mihrabın iki yanındaki yazılı madalyonlar dönemin büyük hattatı Karahisari ve öğrencisi Hasan Çelebi tarafından yapılmış.

Çini sanatında, 17. yüzyılın ilk yarısından itibaren teknik açıdan bir duraklama ve gerileme başlar. Mercan kırmızısı kahverengiye dönüşür, öteki renkler solar, sır altında akmalar görülür. Sır parlaklığını yitirir, çatlaklar belirir, beyaz zemin de kirli ve benekli bir görünüm kazanır. Desenler ise bir süre daha eski güçlerini korumakla birlikte, gittikçe inceliklerini yitirir ve donuklaşırlar. Sağlam siyah dış çizgilerin yerini de ince mavi bir renk alır. İstanbul Sultan Ahmed Camii (1609-17), Türk çini sanatının en parlak dönemine ait örneklerin toplandığı son büyük yapıdır. Bu yapıda kayıtlara göre, 21043 çini kullanılmıştır. Özellikle üst kat mahfillerinin duvarlarını kaplayan çini panolardan görülen bahar açmış ağaçlar, asma dalları sarılmış servi ağaçları, üzüm salkımları, lale, sümbül, karanfil demetleri, Çin bulutları ile kuşatılmış iri şakayıklar ve sembolik üç top desenleri, yıldızlı geometri geçmeler gibi çok farklı motiflerin ayrı ayrı panolar halinde bir araya getirilmiş olması, bunların toplanmış çiniler olduğu kanısını uyandırmaktadır. Bu yapıda, 16. yüzyıl ikinci yarısı ve 17. yüzyıl başı İznik ve Kütahya çinileri bir arada kullanılmış.

sultanahmet_camii
Sultan Ahmet Camii
Topkapı Sarayı’nın çinileri, Osmanlı çini sanatının tüm dönemlerini toplu olarak gözler önüne serer. Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan, ıimdi Arkeoloji Müzeleri bahçesinde yer alan Çinili Köık (1472), mozaik çini sanatının ilk Osmanlı dönemindeki üslup gelişimini yeni kompozisyon ve renklerle gözler önüne seren anıtsal bir yapıdır. Gösterişli bir eyvan biçiminde dışarıya açılan giriş kısmında, geometrik kompozisyonlar, iri kufî ve sülüs yazılar, etkiyi arttırmaktadır. Topkapı Sarayı Arz Odası’Dnın cephesindeki renkli sır tekniğinde yapılmış çiniler ise, 16. yüzyıl başındaki örneklerin özelliğini taşır.



Topkapı Sarayı’nda, 16. yüzyıl ikinci yarısının en kaliteli çinilerinin bulunduğu bölümlerden biri de Hırka-i Saadet Dairesi’dir. Bahar açmış ağaçlar üzerinde çifte kuşlu panolar, parlak kırmızı rengin geniş bir zeminde kullanılmış olduğunu göstermesi açısınan önemlidir. Sultan IŞI. Murad Dairesi’ndeki (1578) çiniler, kubbe eteğine kadar tüm duvarları kaplar. 16. yüzyıl ikinci yarısının bu kaliteli çinilerinde, beyaz zemin üzerine kırmızı, yeşil renklerin bulunduğu Çin bulutları, nar çiçekleri ve kıvrık dişli yapraklar görülür. Ocak külahının iki yanında yer alan bahar dallı kompozisyon ise, bulunduğu yere uygun bir biçimde yerleştirilmiştir.
topkapi
Topkapı Sarayı

1640 tarihli Sünnet Odası’nın cephesini ise çeşitli dönemlere ait çiniler süslemektedir. Artık kaliteli çinilerin yapılamadığı dönemde, bu yapıda, saray depolarındaki çiniler ya da başka yerlerden sökülerek getirilenler kullanılmıştır. 1.20 x 0.34 m. boyutundaki yekpare çini panolarda, beyaz bir zemin üzerinde firuze ve mavinin tonlarıyla kıvrık iri yaprak ve şakayıklı bir dal üzerinde çeşitli duruşta kuş figürleri, alt kısmında ise Uzak Doğu kökenli iki efsanevi geyik figürü bulunmaktadır. Saray nakkaşlarının desenlerine göre biçimlendiği belli olan bu panolara benzeyen daha küçük boyuttaki bir panoda ise, bir vazodan çıkan kıvrık yapraklı ve çiçekli bir dal üzerinde kuş figürleri bulunmaktadır. ılginç olan, bu panoların benzerlerinin 1639 tarihli Bağdat Köıkü içinde de yer almasıdır. Ancak burada kompozisyon yekpare bir pano olarak değil, yedi ayrı levhanın birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu çiniler, biraz kabalaşmış üsluplarına ve teknik aksaklıklarına rağmen, Sünnet Odası’ndaki 16. yüzyılı ait orijinallerine bakılarak yapılmış oldukça başarılı kopyalardır.

17. yüzyıl çini sanatının desen açısından henüz yaratıcı gücünü sürdürdüğü Harem kısmında, Valide Sultan ve şehzadeler Dairesi’ndeki çini kaplamalar, vazolardan taşan çeşitli çiçekler ve bahar ağaçları ile mekana bir cennet bahçesi görünümü kazandırır. 17. yüzyılın bu alandaki bir katkısı da Mekke ve Medine tasvirlerinin Türk çini sanatında yer almasıdır. Böyle bir pano, Valide Sultan ıbadet Odası’nda da bulunmaktadır. Bu tür panoların kitabeli olmaları, bunlara belge niteliği de kazandırmaktadır.

Bu dönemde ıznik’in gittikçe azalan etkinliğinin yerini, Kütahya almaya başlamıştır. Üsküdar Çinili Cami (1640) mihrabı, minberin külahı ve nişli duvarları ile Kütahya çinilerinin ıznik ürünlerini anımsatan başarısını gözler önüne serer. İstanbul Yeni Cami ve Külliyesi’nin (1663) çinileri ise, 17. yüzyılın ikinci yarısındaki teknik gerilemeye rağmen, çok çeşitli desenlerin hâlâ kullanıldığını göstermektedir. Yapının hemen her bölgesinde yeşil, firuze ve lacivert renklerin egemen olduğu çinilere rastlanır.

18. yüzyıl başlarında ıznik çiniciliği bir daha canlanamayarak son bulur. Sultan IŞI. Ahmed ve Sadrazam Damat ıbrahim Paşa, Türk çini sanatını yeniden canlandırmak için girişimlerde bulunurlar. İstanbul Tekfur Sarayı’nda, ıznik’ten getirilen ustabaşı ve fırın malzemeleriyle yeni bir imalathane kurulur. Başlangıçta ıznik çinilerinin benzerleri yapılır. Ama, bu deneme de çok kısa sürer ve 25 yıl sonra Tekfur çiniciliği son bulur. Tekfur Sarayı çinileri adı altında toplanan bu ürünlerin en ilginç örnekleri, Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nde (1734) ve Sultan II. Ahmet Çeşmesi’nin (1732) saçağı altında bulunmaktadır. Desen açısından ıznik çinilerine benzemekle birlikte, Tekfur Sarayı çinilerinin yapım tekniği başarılı değildir. Sırlar mavi bir ton almış, çatlaklar belirmiş, renklerde de solma ve akmalar başlamıştır. Sıraltı tekniğindeki bu çinilere o zamana kadar çini sanatında görülmeyen sarı ve turuncu da katılmıştır.

cesmee
Sultan II. Ahmet Çeşmesi
Kısa ömürlü bu çabanın yanında, Kütahya 18. yüzyıl boyunca tek çini merkezi olarak etkinliğini sürdürmüştür. Ama, saray sanatının görkeminden uzak, daha çok halk sanatının şematik üslubuna göre oluşturulmuş çiçek buketleri ve rozetler ortaya çıkmıştır. Üsküdar Yeni Valide Camii (1708), Kütahya Hisar Bey Camii’nin 1750 yılındaki tamiri sırasında konulan çinileri, Antalya Müsellim Camii (1796) ve Topkapı Sarayı’nın çeşitli yerlerinde bulunan çiniler, bu dönemin özelliklerini yansıtırlar.

Bu özellikler, Neo-Klasik üslubun egemen olduğu 20. yüzyıl başlarında yeni bir canlanmaya değişir. ıznik çinilerinin klasik desenlerine dönülerek, başarılı örnekler verilir. Eyüp’teki Sultan Mehmed Reşad Türbesi’nin (1918) içini kaplayan çini panolar, asma yapraklı servi ağaçları, vazodan taşan çiçekler, bahar ağaçları, kırmızı renginde katıldığı renk çeşitlemesi ile bu yeniden canlanışı gözler önüne sermektedir.

Osmanlı çini sanatının görkemli örnekleri, küçük çapta da olsa, 20. yüzyıl başında yeniden yaşatılmaya çalışılmıştır. Kütahya çiniciliği ise günümüzde, zaman zaman Türk çini sanatının parlak geçmişini anımsatan örneklerle varlığını sürdürmektedir.
Çini Sanatı ile ilgili kısa bir video
video

Kaynakça : 
* Karahanlı Devleti - Wikipedia
* Türkçe Bilgi Sözlük
* Çini Sanatı - MEGEP
* Osmanlı Çini Sanatçıları - Şanlı Tarihim Blogu
* Prof. Dr. Şerare Yetkin - Çini Tarihi Araştırmaları
* İbrahim Bey İmareti - E-Tarih

Ay İsimlerinin Tarihçesi



tarihce
Ay İsimlerinin Tarihçesi


Ayların oluşumu Antik Roma dönemine dayanır. O zamanlar bir yılın 365 gün 6 saat sürdüğü bilinmektedir. Bir yıl Venüs, Mars, Terminus (gençlik) ve Luventus (yaşlılık) diye dört aya bölünmüştür. Ancak Julius Sezar döneminde bir yıl içerisindeki bu ayrım yetersiz görülür ve Sezar takvimde yeniden düzenlemeye gidilmesini ister. Bunun için Deo, dönemin ünlü Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes'e emir verir. Sosigenes uzun çalışmalar sonucu şöyle bir çözüm üretir.

Ayların oluşumu Antik Roma dönemine dayanır. O zamanlar bir yılın 365 gün 6 saat sürdüğü bilinmektedir. Bir yıl Venüs, Mars, Terminus (gençlik) ve Luventus (yaşlılık) diye dört aya bölünmüştür. Ancak Julius Sezar döneminde bir yıl içerisindeki bu ayrım yetersiz görülür ve Sezar takvimde yeniden düzenlemeye gidilmesini ister. Bunun için Deo, dönemin ünlü Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes'e emir verir. Sosigenes uzun çalışmalar sonucu şöyle bir çözüm üretir:

- 1 yıl 365 gün sürecek.

-Her yıldan 6 saat artacak ve 4 yılda bir artan bu saatler takvime 1 gün olarak eklenecek, böylece o yıl 365+1=366 gün olacak. 


-366 gün ise 12 aya bölünecek. Fakat 366 tam olarak 12'ye bölünmediğinden ötürü 6 ay 30 gün, 6 ay da 31 gün olacak.

365 gün ise bu aylara şöyle dağıtılmış: Julius Sezar'ın emriyle 365 gün çeken yıllarda en son aydan düşülmesi sağlanmıştır. Tabii o zamanlar yılın son ayı Februarius yani Şubat, yılbaşı ise Mart'tır. Böylece Şubat ayı dört yılda bir 30 gün diğer yıllarda 29 gün olmuş. Sezar bir de doğduğu aya kendi ismini vermiş ve ismi Julius (July) olmuş. Daha sonra imparator olan Augustus da sonraki aya kendi ismini vermiş: Augustus (August). Ancak Sezar'ın ayı 31 gün çekerken, Augustus'un ayı 30 gün çekiyormuş. Bunun üzerine Augustus da emir vermiş. Yılın son ayından bir gün alın benim ayıma ekleyin diye. Böylece Şubat'tan 1 gün daha alınmış, o günden sonra Şubat ayı dört yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün, Sezar'ın ayı Temmuz ve Augustus'un ayı Ağustos da peş peşe 31 gün çeker olmuş.


Peki, günümüzde kullandığımız ayların isimleri nereden geliyor? Bu sorunun cevabı biraz karışık. Gerek Hicri takvimi bugün hiç kullanmamamıza rağmen bazı ayların köklerinin Arapça ve Süryanice olması gerekse aynı ayların Yahudi takvimlerinde de kullanılıyor olması, aylar hakkında bir genelleme yapmamıza engel teşkil etmektedir. Galiba bunun nedeni de Osmanlı gibi içinde birçok milletin yaşadığı bir imparatorluktan gelmemizden kaynaklanıyor.

Ocak (January): Eski ismi Kanunnisa'dır. Kanun, Süryanice bir kelime olup ocak, fırın anlamına gelmektedir. Havalar iyice soğuyup ocaklar yakıldığı için bu ad verilmiştir. Eski Roma'daki ismi Januaris'dir. Janus, Roma mitolojisinde iki yüzü olan bir tanrıdır.

Şubat (February): Süryanicedir (şabat-şobat-şebat). Eski Roma'daki adı Februarius'tur. Februum arınma anlamına gelmektedir. Februa ise Romalıların günahlarına kefaret olarak kurban kestikleri arınma festivaline verilen isimdir. Februarius, Roma'da yılın son ayı olduğu için yeniden doğuş, zamanın başlangıcı gibi anlamlara gelmektedir.

Mart (March): Roma'da yılın ilk ayı olup adı Martius'tur. Savaş tanrısı Mars'tan ismini alır. Kış bastırınca ara verilen savaşlara bu ayda kaldığı yerden devam edilirdi. Savaş tanrısının adı bu yüzden bu ayın adı olmuştur.

Nisan (April): Süryaniceden, nisannus kelimesinden gelir. Yılın dördüncü ayı manasındadır. Roma'da Aprilius denir, aşk-güzellik tanrıçası Afrodit'in ayı olarak kabul edilirdi.

Mayıs (May): Roma mitolojisinde bahar-bereket tanrıçası olan Miai'den gelir. Bu ayda Miai için şenlikler düzenlenirmiş ve Miai'nin bayramı kutlanırmış.
Haziran (June): Süryanicede hazuran kökünden gelir ve sıcak anlamını taşır. Bu ay için sıcakların başladığı zaman anlamında kullanılmıştır. Roma'daki adı Junius olup, ayın adı yine bir tanrıça olan Juno'dan gelmiştir. Gençlik, genç anlamlarına gelir.

Temmuz (July): Eski Babil'de üreme ve bereket tanrıçası Tamuza'nın ayı olarak kabul edilir. Bu ayda tanrıça Tamuza için dam (Süryanicede kadın demektir) kökünden gelen Dumuzi adında festivaller düzenlenir. Roma'da Sezar, daha önceden de belirttiğimiz gibi, takvim oluşturulurken bu aya kendi ismini vermiş.

Ağustos (August): İmparator Octivivus'un ünvanı olan Augustus'tan gelir. Octivivus en görkemli icraatlarından biri olan İskenderiye'nin fethini bu ayda gerçekleştirince Sezar döneminde Sextilis (altıncı ay) olan bu ay Augustus'a çevrilmiştir.

Eylül (September): Süryanicede aylul (üzüm), yani "üzüm ayı" anlamına gelmektedir. Roma'daki adı September olup yedinci ay manasına gelir (septi-yedi). O zamanlar Mart, yılın ilk ayı olduğu için böyle denilmiştir.

Ekim (October): Eskiden Süryanice olan Teşrin-i evvel (ilk teşrin) adı verilirdi. Bu aya ekim yapılıp tarlalar sürüldüğü için Ekim adını verilmiştir. Roma'da October (sekizinci ay).

Kasım (November): Eskiden Süryanice olan Teşrin-i sani (son teşrin) denirmiş. Bu aya Arapça kökenli, ayıran-bölen anlamına gelen 'kasım' adını vermişiz. Nedeni ise eskiler, Kasım ayından itibaren 180 günlük süreler halinde Ruz-i Kasım ve Ruz-i Hızır diye yılı ikiye ayırırlarmış. Roma'da November'dır (dokuzuncu ay).

Aralık (December): Türkçe bir kelimedir. Eski yıl ile yeni arasında kaldığı için bu aya 'Aralık' adı verilmiştir. Roma'da December (onuncu ay)


Kaynakça
* Milliyet Gazetesi
* Wikipedia

Azize ve Azime Önlü Heykel Sergisi

İnsanoğlunun 'sisteme' göre yaşamı boyunca yerine getirmesi gereken belirli görevleri vardır. 

* Büyü
* Para kazan
* Evlen, çoluk çocuğa karış
* Emekli ol
* Öl
sergi_genel
Azize ve Azime Önlü Heykel Sergisi


Bazı insanlar bu görevleri layıkıyla yerine getirmektedirler. Bazıları ise sistemin kölesi olmak yerine kendi rüyalarının peşinden koşarlar. Ben bu insanları sisteme karşı açılan savaşta adeta birer şövalye gibi mücadele eden kişiler olarak tanımlıyorum. Sınırları başka insanların özgürlükleri olarak belirlemiş, hayal gücünü ise kumsaldaki kum tanelerine endekslemiş bireyler. Ressamlar, şairler, heykeltıraşlar.. Saydıklarım sadece birkaçı...

Kısacası sanat, insanlığın başına gelmiş ve gelebilecek en güzel şeydir. İsyandır, ağlamaktır, gülmektir, haykırmaktır. En güzel yanı ise kimsenin tapulu malı olmamasıdır. Azize ve Azime Önlü kardeşlerin söylediği gibi "Eser sadece yapım aşamasındayken üretene aittir. Ama sanatçı sergilemeye uygun görüp afişe ettiği andan itibaren gören bellek sayısı kadar başkalarına da aittir. Her yorumda, hatta her bakışta artık başka bir şeydir o."

Azize ve Azime Önlü Heykel Sergisi'nden bir kaç fotoğraf.

heykel_1
Empati


heykel_2
İşmar
"Bütün yargılayanların gözünden bir cellat bakar." Nietsche

heykel_3
Adem ile Havva

heykel_4
Bir

heykel_5
Soğuk Taraf Paktı

heykel_6
Zapt-ı Hükümsüz

heykel_7
Kollektif Batak
heykel_8
Evliya
Süregeldim aşk meyini içerek
Her bir akı karasından seçerek
Varlık dağlarını delip geçerek
Düzde ben bir insan olmaya geldim
               Nimri Dede (1909-1986)
heykel_9
Kadim

heykel_10
Kadın


Vakit varken bu eşsiz sanat eserlerinin farkına varmak için 15 Nisan 2014'e kadar İzmir Tarihi Hava Gazı Fabrikası'na gitmenizi tavsiye ederim.

Kitaplar mercek altında "Dövüş Kulübü"

Son on yılın en yaratıcı ve en şaşırtıcı romanlarından biri olan Dövüş Kulübü.

fightclub
Dövüş Kulübü
Tüketimin kölesi olmuş toplumlar, pahalı yaşamlar, teknoloji ve yalnızlık. 1996'dan beri bir yer altı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, ikibinli yılların hemen yanıbaşında geçen bir anti-ütopya hikayesini anlatıyor. Yaşamdan nefret eden, ölüm düşüncesini amaç edinmiş ve insanlarla sosyalleşmeyi kanser dayanışma gruplarında başaran genç bir adam. Tyler Durden, yalanlar ve mutsuzlukla dolu bir dünyada kendi yöntemleriyle hayatta kalmaya çalışıyor. Onun felsefesi tüketim kültürünün uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolu, fiziksel acıyı tadarak yeniden doğmak. 

Chuck Palahniuk'un ilk romanı, tüketim kültürüne, hırs ve ego duygusuna, güzellik idealine ve iş dünyasına muhteşem bir eleştiri yöneltiyor. Palahniuk, karanlık bir mizahla desteklediği güçlü ve çarpıcı tarzıyla yaşadığımız dünyanın çirkin yüzüne ayna tutuyor.


Kaynakça
* Kitap Yurdu

Kitaplar mercek altında "Dan Brown Cehennem"



dan brown cehennem
Dan Brown - Cehennem
Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde hastane odasında gözlerini açar. Ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Camdan gördüğü manzara karşısında altüst olan profesör, evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa’da olduğunu anlar. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir.
Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks’un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır.

Simgebilim profesörü kendini bir anda ipuçlarını Dante’nin cehenneminde bularak çözmesi gereken korkunç bir senaryonun içinde bulur. Floransa’nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik’in muazzam bazilikalarına uzanan semboller zinciri Langdon’ı insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükler.

Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul’dur. Ve bu şehirde ya insanlık tarihi baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır... Diz çök kutsal bilgeliğin yaldızlı mouseion’unda ve kulağını yere daya, dinle suyun şırıltısını.Batık sarayın derinliklerine in, orada, karanlığın içinde bekler khthonik canavar kan kırmızı sularına gömülmüştür lagünün ki yansıtmaz yıldızları...

Kaynakça
* Kitap Yurdu

Vişne Bahçesi Tiyatro Oyunu (25-29 Mart 2014)

Anton Çehov’un 1904 yılında kaleme aldığı Vişne Bahçesi yazarın son yapıtıdır.Yazıldığı günden bu yana bütün dünyada defalarca sahnelenen, sinema uyarlamaları ile dikkat çeken yapıt, Gerçekçi Tiyatro akımının başyapıtları arasında yer alıyor. Oyun, değişen dünya düzeni karşısında, varlık alanlarını korumaya çalışan feodal kökenli aristokrat bir ailenin ve yakın çevresinin dağılma süreci ekseninde, Rusya’nın yüzyıl başındaki değişimini gözler önüne seriyor.

visnebahcesi
Vişne Bahçesi
Ranevskaya ailesinin elinde kalan son varlık, yazlık olarak kullandıkları çiftlik evinin içinde yer aldığı; Vişne Bahçesi. Oyun eski yaşamı simgeleyen bu mekanda geçiyor ve adını da mekandan alıyor. Ne yazık ki, köleliğin kalktığı, işçi sınıfının yükselişe geçtiği, ticaret sayesinde güçlenen burjuvazinin aristokrasinin yerini aldığı yeni dünya düzeninde, ne aile ne de vişne bahçesi için bir gelecek umudu bulunmamakta. 

Oyunun kahramanları, yüzyıl başında yaşanan bu hızlı değişime ayak uydurmaya çalışırken bir yandan komik durumlara düşmekte, bir yandan da derin bir trajedi yaşamaktalar. Çehov’un ustalıkla kaynaştırdığı komik ve trajik unsurlar, etkileyici bir sahnelemeyle güçleniyor, oyunumuz, bugün hala geçerliğini koruyan değişim sıkıntısı, modern yaşama ayak uydurma çabası, gelecek kaygısı ve aşk gibi güncel, evrensel temalarla izleyicilere sesleniyor.

25-29 Mart 2014 tarihlerinde Konak Sahnesi'nde (Mithatpaşa Caddesi No: 110 Konak / İzmir)

İzmir Avrupa Caz Festivali Caz Afiş Yarışması Sergisi (3-20 Mart 2014)

Türkiye’nin AB üyeliğinin sıkça konuşulmaya başlandığı dönemde, İzmir Avrupa Caz Günleri olarak başlayan etkinlik, Gümrük Birliği’ne kabulümüzün ardından hızlanan süreç içinde kapsamı genişletilerek İzmir Avrupa Caz Festivali adını almıştır.

izmir avrupa caz festivali
İzmir Caz Festivali
4 – 20 Mart 2013 tarihlerinde 20’ncisini gerçekleştirdiğimiz Festivalin amacı, Avrupa’nın ve Türkiye’nin kendi alanlarında önemli gelişmeler sağlamış caz sanatçılarını bir araya getirerek bu kültürü geniş kitlelere yaymaktır. İtalya, Fransa, Avusturya, Almanya, Hollanda, Polonya’dan gelen caz sanatçıları İzmirli caz severlerle buluşurken çok sayıda genç izleyici Avrupa Cazını dinlemek, anlamak, öğrenmek ve sevmek fırsatını bulmaktadır. 


İzmir Avrupa Caz Festivali’nin en büyük farkı, eğitim ağırlıklı olmasıdır. Festivale konser vermek için gelen sanatçılar, atölye çalışmaları ve ustalık sınıflarıyla İzmirli genç sanatçılara birikimlerini aktarmaktadır. Atölye çalışmalarına katılan başarılı gençlerden ikisi, Siena Caz Vakfı ve İKSEV işbirliği ile İtalya’da Siena Yaz Caz Ustalık Sınıfları kurslarına burslu olarak katılmaktadır. Bugüne kadar 18 genç, bu olanaktan yararlanmıştır. Ayrıca festivalin resmi afişi, son 11 yıldır yine genç tasarımcılara yönelik düzenlenen ve tüm Türkiye’den yeteneklerin katıldığı Caz Afiş Yarışması ile seçilmektedir. 

Açılış: 19:00
Gezilebilecek Saatler: 09.00 – 18.00 (Hafta içi ve cumartesi günleri) 
Sergi, pazar günleri kapalıdır. Giriş Ücretsizdir.

Neil Young & Crazy Horse İstanbul konseri (15 Temmuz 2014)



İstanbul Kültür Sanat Vakfı, müzikseverlerin uzun yıllardır merakla beklediği rock müzik efsanesi Neil Young'ı Crazy Horse grubuyla birlikte İstanbul'da ağırlıyor. Neil Young, İstanbul’daki ilk konserini Vodafone Red sponsorluğunda, 15 Temmuz'da KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleştiriyor. 
neil young crazy horse
Neil Young - Crazy Horse
İlk albümünü yayımladığı 1969'dan bu yana sayısız müzisyene ilham kaynağı olan Young, yüksek perdeli tenor sesi ve elektrogitardaki kendine özgü stiliyle güncel müzik tarihinin en büyük isimlerinden biri. Ünlü müzisyenler tarafından defalarca yorumlanan “Only Love Can Break Your Heart”, “Rockin' In The Free World”, “Heart Of Gold”, “Old Man”, “Hey Hey, My My”, “Harvest Moon” gibi onlarca unutulmaz şarkının yaratıcısı Neil Young’ın iki Grammy ödülü ve Philadelphia filminin müzikleriyle bir Oscar adaylığı da bulunuyor. 1970’lerden günümüze toplam 50 albüm yayımlayan Young, kariyeri boyunca muhalif, barış yanlısı ve çevreci tutumundan ödün vermedi. Müzisyenin Crazy Horse grubuyla birlikte kaydettiği son albümü Psychedelic Pill de “En İyi Rock Albümü” dalında Grammy’ye aday olmuştu.


Konserden önce hafızanızı tazelemek, efsanenin unutulmayan albümlerini ve ödül koleksiyonunu yeniden hatırlamak için kapsamlı zaman tüneline buradan göz atabilirsiniz.

Neil Young & Crazy Horse İstanbul konserinin bilet fiyatları ise şöyle:

• 300 TL (sahne önü 1),
• 150 TL (sahne önü 2),
• 90 TL (genel alan)
• 70 TL (öğrenci).
"Özel Platform" biletleri 450 TL'dir.

Kapaktaki Caz - Resim Sergisi (3-20 Mart 2014)

kapaktaki caz
Kapaktaki Caz
İzmir'in adını uluslararası alanda en fazla duyuran etkinliklerden biri olan İzmir Avrupa Caz Festivali, 21’inci kez kapılarını açmaya hazırlanıyor.

Bu anlamlı organizasyona yakışır bir grafik sergisi eşlik ediyor. Sergilenen eserlerin sahibi Rafal Olbinski. Peki kim bu Rafal Olbinski? 

1945 yılında Polonya'da dünyaya gelen ünlü ressam, 1985 yılında New York Görsel Sanatlar Okulunda öğretmenliğe başladı. Sanatsal başarıları sayesinde yüz elliden fazla ödül elde etti. Birçok opera için poster hazırladı ve toplumun takdirini topladı. 

03 Mart 2014 - 20 Mart 2014 tarihleri arasında Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nin giriş katında gerçekleşen bu eşsiz sergiyi kaçırmamanızı tavsiye ederim.

İzmir Akdeniz Film Festivali 1-9 Kasım 2013



akdeniz film festivali
Akdeniz Film Festivali

`Akdenizli filmler` İzmir`de yarışacak İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu yıl ilk kez düzenleyeceği “1. İzmir Akdeniz Film Festivali” ile dünya sinemasının önde gelen isimlerini ağırlayacak. 1-9 Kasım 2013 tarihleri arasında düzenlenecek festival kapsamında “Uçan Balık” ödülleri de dağıtılacak. Ekim 2009’da gerçekleştirdiği Kültür Çalıştayı ile İzmir’i “Akdenizlilik kimliği” içinde yeniden uluslararası bir kültür, sanat ve tasarım metropolü haline getirme hedefini ortaya koyan İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu hedefe ulaşma konusunda çok önemli bir adım daha atıyor.
Kentin kültür-sanat yaşamına ciddi katkı sağlayan önemli alt yapı yatırımlarını hayata geçiren ve pek çok uluslararası sanat etkinliğini destekleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi, şimdi de “İzmir Akdeniz Film Festivali” adı altında çok önemli bir organizasyona imza atmaya hazırlanıyor. 1 – 9 Kasım 2013 tarihlerinde düzenlenecek olan 1. İzmir Akdeniz Film Festivali, yurtiçinden ve dışından çok sayıda sanatçıyı İzmir’de ağırlayacak. Festivale Akdeniz ülkelerinden filmler ile Akdeniz temasını içinde barındıran filmler başvuruda bulunabilecek. Uçan Balık ödülü Festival kapsamında “uzun metraj kurmaca”, “belgesel film” ve “kısa film” bölümleri olacak ve bu kategorideki filmler festivale kabul edilecek. Festival yarışmasında dereceye girecek olan sinema sanatçılarına, kentin Akdeniz kültürü ve denizle olan ilişkisini vurgulayan “Uçan Balık” ödülleri verilecek. Ödüller, “En iyi film”, “En iyi yönetmen”, “En iyi kadın oyuncu”, “En iyi erkek oyuncu” ve “Jüri Özel” dallarında olacak. “Uçan Balık” ile birlikte çeşitli para ödülleri de takdim edilecek. Ayrıca Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından “En iyi film” ödülü verilecek. Gösterimdeki filmler, “yarışmalı” ve “yarışma dışı” kategoriler şeklinde olacak. 

Uzun metraj kurmaca filmler, yarışmalı bölümde gösterilmeye aday olabilecek. Yarışma filmleri yönetmen, senarist, yapımcı, oyuncu, film eleştirmeni, sinema tarihçisi ve sinema alanında tanınmış kişilerden oluşan uluslararası bir jüri tarafından değerlendirilecek. 2012 yılından önce gösterime giren filmler ve Türkiye’de ticari dağıtıma çıkmış olan filmler yarışmaya kabul edilmeyecek. Başvurular başladı Filmler, festivalin yarışma dışı bölümlerinde gösterilmek üzere de seçilebilecek. 2011-2013 yılları arasında yapımı tamamlanmış uzun metraj kurmaca ve belgesel filmler, “yarışma dışı” bölümlerde gösterilmek için başvuruda bulunabilecek. Festivale katılım için, filme ait 3 adet DVD (PAL formatında) ve film ile ilgili basılı malzemelerin (basın kiti, basın dosyası, broşür, vb.) İzmir Sanat Merkezi, İzmir Akdeniz Film Festivali - Kültürpark adresindeki Festival Bürosu’na gönderilmesi gerekiyor. Akdeniz ülkelerindeki film endüstrilerine duyurusu yapılan yarışmaya başvuru için son tarih 19 Temmuz 2013. 

Yarışma koşulları için www.affizmir.org ve www.mffizmir.org web sitelerindeki “Duyurular” başlığı altında yer alan “Yarışma Bölümü İçin Katılım Bilgileri” başlığı incelenebilir.

Salvador Dali'nin özgün eserleri



salvador dali
Salvador Dali

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Sürrealizm akımının en büyük isimlerinden ressam Salvador Dali’nin eserlerini İzmirli sanatseverlerle buluşturuyor.

Dali’nin toplam 46 adet özgün eserinin yer aldığı bu özel sergi, 17 Ocak’ta Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde açılacak. İzmirliler, tarihin en önemli sanatçıları arasında yer alan Dali’nin eserlerinden oluşan bu sergiyi “ücretsiz” olarak gezebilecek.


“Salvador Dali İzmir’de” başlığıyla gerçekleştirilecek sergi 17 Ocak’ta açılacak ve 2 Mart’a kadar ücretsiz olarak gezilebilecek. Sergide Dali’nin 13’ü Zodyak serisinden olmak üzere toplam 46 adet özgün eseri yer alacak.


1904 – 1989 yılları arasında yaşayan ve sanatçı kişiliğini “Ben sürrealizmin ta kendisiyim.” sözleriyle tanımlayan Dali’nin eserlerinin yer alacağı serginin, İzmir’de yılın en önemli sanat olaylarından biri olacağı belirtiliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bir kültür – sanat hizmeti olarak düzenlediği serginin ücretsiz olarak gezilebilecek olması nedeniyle büyük bir ilgi bekleniyor.

Sergi Pazartesi günü hariç 09.00 - 17.30 saatleri arasında ziyaret edilebilir.Pazartesi günleri ziyarete kapalıdır.  
Basit Sözlerde öne çıkan gönderiler